The Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch and The Wardrobe (2005)
Fantastik dünyada geçen filmlerin başarısı üzerine yenilerinin de gelmesi ve tabi özellikle The Lord of The Rings Trilogy'i izleyip beğenenler için de yeni filmlerdeki beklentinin yüksek olması kaçınılmaz. Ben de, halen Amerika'da King Kong ile amansız gişe savaşını sürdüren bu filmi, hikayesini önceden fazla bilmesem de özellikle fragmanını gördükten sonra ciddi anlamda bekliyordum. Arkadaşlarım iyi bilirler, benim sinemada -özellikle görselliği ile öne çıkan- bir film izlerken dikkat ettiğim konuların en başında büyük ekran - büyük salon olması, ve dublajı ne kadar iyi olursa olsun orijinal dilinde Türkçe altyazılı gösterilmesi gelir. Halbuki 13 Ocak'ta ülkemizde vizyona giren film, Ankara'da ciddi anlamda hakkını vererek gösterecek tek sinema olan AFM Migros'ta dublajlı olarak gösterime girdi. Buna rağmen dublajlı da olsa filmi değerli dostlarım Aycan Okan, Cengizhan Bahar ve Ersan Yıldız ile birlikte ilk gününde izlemek istediğimizde, kalabalık sebebiyle salonda yer bulamadık. Sonrasında haftasonunda değişen salon ayarlamalarının da bir güzelliğini yaşayarak bugün Tüze Armada Sineması 18:40 seansında nispeten büyük bir salon olan Salon 3'te orijinal olarak filmimizi izledik. Sonuçta karşımıza çıkan ise tam anlamıyla fantastik bir çocuk masalı oldu.. Çıkışta beni bekleyen güzel bir sürpriz de değerli arkadaşım Tekin Menteş ile rastlantı sonucu aynı salonda filmi izlediğimizi görmemiz oldu, umuyorum sözleşerek beraber izleyeceğimiz filmler de olacaktır..Film Üzerine:
Shrek filmlerinin yönetmeni olarak bilinen Andrew Adamson'un, J.R.R. Tolkien'in de ilham aldığı dostu C.S. Lewis'in 7 ciltlik ünlü serisinden kendisinin senaryolaştırdığı animasyon olmayan ilk filmi The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe. Filmde, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'nın İngiltere'ye saldırması ile Londra'dan bir kasabaya gönderilen 4 kardeşin kaldıkları malikanede, bir elbise dolabının Narnia isminde fantastik bir dünyaya açılan bir gizli geçit bulmaları ve kral Aslan ile birlikte Narnia'yı kötü Cadı'dan kurtarmaları üzerine olan maceraları anlatılılıyor. Doğrusu gerek filmin savaş dönemini gösteren açılışı gerekse Narnia tasviri açısından çok başarılı
olduğunu söylemek gerekiyor. Narnia hayvanların konuştuğu, insan-hayvan karışımı canlıların yaşadığı, zamanında kral Aslan tarafından kurulan ancak Cadı'nın ele geçirerek sonsuz bir kışa mahkum ettiği bir fantastik dünya. Gerek bu dünya gerekse canlılar çok başarılı. Özellikle kral Aslan, muhteşem bir canlı olmuş. Burda bizler için iki önemli noktayı söylemekte fayda var. Aslanın filmdeki gerçek ismi de Aslan, ayrıca çocukların asla hayır diyemedikleri tatlı da Türk Lokumu. Bu bağlamda eserine böylesine bizden parçalar ekleyen ve reklamımızı yapan C.S. Lewis'in ciddi bir Türk dostu olduğunu düşünmek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Oyunculara bakarsak, Cadı karakteriyle Tilda Swinton başarılı performansı, dört kardeşin en küçüğünü oynayan Georgie Henley de şirin gülümsemesi ile akıllarda yer ediyor. Hikayeye dönersek, kehanete göre ortaya çıkacak dört insanoğlu ile birlikte kral Aslan dönecek ve Cadı'ya karşı beraber savaşarak onu yenecek, Narnia da eskisi gibi cennet haline dönecek. Bunu okuyunca, herşey bir çocuk romanı için gayet güzel görünüyor ancak izlediğimizde görsellik dışında senaryodaki ciddi eksiklik ve hatalar da gözümüzden kaçmıyor.
Her ne kadar fantastik bir hikaye olsa da bazı şeylerin tutarlı olması gerekiyor. Narnia'da geçirilen yıllara rağmen bizim dünyamızda hiç zaman geçmemiş olabilir, ama karşılığında burda geçen birkaç günde orda da birkaç gün geçmesi oldukça garip. Filmin sonunda büyümüş olan dört karakterimizin dolaptan geçerek dünyamıza dönmeleri ile tekrar çocuğa dönüşmeleri de bir o kadar anlamsız. Belki daha da önemlisi dünyamızda ürkek birer küçük çocuk olan karakterlerimizin, Narnia'da birden kendilerini savaşın kumandanları halinde bulmaları ile cesur, güçlü birer savaşçı haline gelmeleri.. Tabi savaşlarda hiç kan akmadığını ve Cadı dahil kimsenin tam anlamıyla karanlık bir karakter olmadığını da eklemek gerekiyor. Belki bunlar eserin kendisinde detaylı anlatımlarla anlam kazanan ayrıntılar, ancak filmde ciddi anlamda göze batan kusurlar olarak ortaya çıkıyorlar. 140 dakikalık süresi olan film zaten özellikle savaş sahnelerinde kısa kalıyor bana göre. Bütün bunların ışığında özellikle hayvanları işin içine katan hikayesi, anlam aranmaması gereken büyülü yapısı, kansız aksiyonla süslenen görsel şöleni ile tam anlamıyla çocuklara yönelik bir masal.. Bu ilk kitaptan sonra devam filmleri nasıl gelecek bekleyip göreceğiz..Linkler:
Resmi site / IMDb / Beyazperde
Resmi sitesinde filmin oyunu hakkında bile bilgi alabilir, ayrıca fragmanını tıklayarak izleyebilirsiniz.

2 yorum:
Harika bir site olmus, cok hosuma gitti inanilmaz guzel bir kaynak oldu senin bu site. Senden de bu beklenirdi zaten. Yakin bir zamanda hep beraber gidelim guzel bir filme.
kendine iyi bak sinemaci
Evet, "Yüzüklerin Efendisi"nin karakter, konu, sahne zenginliğinden sonra bunlar hafif kaldı be...
Yorum Gönder