King Kong (2005)
AFM'nin 10. yılı sebebiyle, biletlerin yeni yılın ilk haftası boyunca 5 YTL olduğunu öğrenince, sinemada olmazsa olmaz denilebilecek bir filmi Ankara Migros AFM Sineması'nda izleyelim istedim, sağolsun dostum Levent Güner -her ne kadar sonunda pek memnun kalmasa da- tekrar bana eşlik etti. Büyük ekranda görsel bir şölen izlemek umuduyla gitmemize rağmen, VIP salonunda nispeten küçük -ama birçok sinema salonunun da ekranından büyük- bir ekranda izledik filmimizi. Türkiye'de 16 Aralık 2005 tarihinde vizyona giren film, Organize İşler, Babam ve Oğlum gibi yerli filmlerin gerisinde kalmasına rağmen ABD'de henüz ülkemizde gösterime girmeyen The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch & the Wardrobe ile 3 haftadır amansız bir gişe yarışına girmiş durumda.Film üzerine:
Üç yıla yayılan The Lord of The Rings Trilogy ile sinema severlerin gönlünde taht kuran Peter Jackson'ın büyük hayali olarak gerçekleştirdiği King Kong, malumunuz 1933 yapımı orijinal filmin yeniden çevrimi. Üstelik yönetmenin ısrarla belirttiği üzere aslına tamamen sadık kalarak çekilen bir yapım. 1930'un sıkıntılı New York'unda genç
ve güzel bir aktris ile başarılı bir oyun yazarı, macera ve para hırsıyla dolu bir film yapımcısının yeni filmi uğruna keşfedilmemiş bir adada vahşi yerliler, yabani yaratıklar, dinozorlar ve adanın kralı Kong isminde dev bir goril ile yüzleşmek zorunda kalırlar. Kong'un güzel aktrise olan tutkusu, yakalanıp New York'a götürülmesine yol açmakla kalmaz, kendi sonunu da hazırlar. Açıkcası söylediğim gibi zaten başını sonunu bildiğimiz bir film olması sebebiyle görsellik uğruna izlemek istediğim bir filmdi, ancak izlerken bende eski dizileri (örneğin Kara Şimşek) tekrar izlediğimizde hissettiklerimizin bir benzeri olarak saçma gelen çok fazla şey oldu, üstelik orijinal filmi tam olarak izleyip izlemediğimden emin olamadım hala da değilim. Burda Peter Jackson'un tamamen orijinale sadık kaldığını göz önünde bulundurursak, hikayenin senaryonun çok açık mantık hataları ile dolu olduğunu görüyoruz, en başta gemi hareket ettiğinde peşlerindeki polislerin bunları durduraması, ada çevresinde gemilerini kontrol etmekte büyük güçlük çekmelerine rağmen defalarca kolayca sandal ile adaya gidip gelebilmeleri, adada bulunan dev dinozorların hiçbiri nedense yerlilerle içli dışlı değilken sadece Kong'a kurban vermeleri, Kong yakalandıktan sonra New York'a nasıl getirildiği, ve belki daha birçok şey daha.. Keşke Jackson biraz senaryoyu adam etmeye çalışsaymış sadık kalmak yerine..Bunları geçersek filmin temelinde genç aktrisi oynayan Naomi Watts var, Kong ve ikisi arasındaki duygusallığı gerçekçi kılabilmek için gelişen olaylar ve sonrasında da aralarındakilerin sonuçları filmin bütününü oluşturuyor diyebiliriz. Doğrusu benim en beğendiğim sahneler de ikisinin yalnız olduğu sahneler aslında. Açıkcası Naomi Watts rolünün hakkını fazlasıyla verse de Jack Black ve Adrian Brody filme pek birşey katamamışlar. Bunun yanında bir kez daha emin oluyoruz ki fantastik bir dünya kurmakta Peter Jackson büyük bir usta, ada ortamı genel olarak çok başarılı.. Ancak görsel şov olarak nitelenebilecek dinozorların kaçışı, dev böcek ve yaratıkların ortaya çık
ışı ve Kong'un 3 T-Rex ile dövüş sahneleri her ne kadar yeterince tatmin edici görünse de tam olmamış, hatta abartı kaçmış dedirtti bana. Görsel efekt olarak Kong ne kadar başarılı ise dinozorların -özellikle Jurassic Park filmine kıyasla- o kadar başarısız olduklarını da eklemem gerekiyor. Yine de özellikle T-Rex ve Kong aynı karede çok şık duruyordu doğrusu.. Tabi bunun yanında benim özellikle merak ettiğim Kong'un New York şehri içindeki hareketli sahneleri idi. 1930ların New York'unu oluşturmada son derece başarılı olan Jckson, Kong'u da bu sahnelere kusursuz eklemeyi bilmiş doğrusu. Filmin sonuna gelirsek, Kong'un yavaşlatılmış olarak gökdelenden yere düşüşü ile bitse çok daha memnun olurdum sanırım..Linkler:
Resmi Site / IMDb / Beyazperde

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder